Fotoğraf: Emine Başa
Hani, ay yüzlü bir gece zamanı
şarapçılara söylediğimiz
bir tutam şarkıdaydı mevsim.
Bilmelerimize ağladığımız,
içimizi içimize sustuğumuz,
içimizde içimizden kırıldığımız
dilsiz çığlıklardaydı Ortaköy.
Hani, kıskandıydıı martılar.
Bir bankın üzerinde içip içip
kendimizi doğurduğumuz,
ve birbirimize aynı rüyada...
En sahisinden, en delisinden
kalbimizin ellerine kustuğumuz...
O dokunuş sonra,
değmesi sabah çiğinin tenimize ya da...
Hani, hayatın gerdanından kıra döke çaldığımız
inci bir kolyedeydi
yelkovan.
Yitirdiydi akrep zaman olmaklığını,
çıldırdıydı parmak izlerimizin ardına düşüp.
Teslim alamadıydı süngüsünü uzattığında.
Hani ardından nanik yaptığımız,
bizi sandığı kendini kovalamaktaydı aptal!
Oysa bilmezlerimize söküyorduk biz zamanı.
Söktükçe ayıldığımız
şehvetli bir serüvendi Beyoğlu.
Hani içi dışı bir olanların türküsünde rap rap,
de ki maskesiz bir devrim melodisi,
en olmazından, en kanmazından
ütopyanın gözlerine güldüğümüz...
O deprem gülü sonra,
patlaması duvar sesinin kulaklarımızda ya da...
Hani, demleyip küçücük çaydanlıkta ayrılık otunu,
ayaküstü içtiğimiz soğuk çaydaydı buğu.
Donduydu ayrılığın nefesi,
kesildiydi bilet daha o dakika.
Gelmesiz yıllara açtıydı küstüm çiçeği.
Hani bir peronda her birimiz ülkeler seçtiydik,
aşklarımıza, ihanetlerimize, ölümlerimize dair.
Kaçmaların toplamına kalktıydı el sallamadığımız tren.
Hani bir tene, bir yalana,
bir toprağa gömdüğümüz münzevi akşamlarda
sözlerimizi aldıydık birbirimizden, ah gözlerimizi...
Kanatıp kanatıp özlemlerimizi,
rakı niyetine içtiğimiz kişisel bir sofraydı Çengelköy.
Hani, geçmiş zaman kipinde bulamadıydık bilyelerimizi,
bir daha çeviremediydik belimizde holihop.
Ceplerimizde aradığımız badem şekeri sonra,
ansızın geçmesi hayatın sokaklarımızdan ya da...
Hani, ertelenmiş yaşamlara ayarlı bir düş ayininde,
göğsümüze taktığımız kıskanç bir çiçekteydi Che.
Sabah devrime ayılacağımız hani.
Bahçesinde sihirli değnekle dolaştığımız
kızıl bir gezegendi İstanbul.
Hani burulduydu aşk, küstüydü kalesinde mağrur.
Ateşin yokluğuna hapsettiydik ellerini ve zamansızlığa...
Kendi ateşini yarattıydı sonra,
için için yandıydı.
Yanılgılara sustuğumuz evvel tarih içinde
bir ozanın gözlerinde çaktıydı inadına.
Kalbime değdiydi, kalbimi yaktıydı, harlandıydı ateş,
patlayıverdiydi kalenin surlarında.
Hani türküsünde mahçup ozan,
ama türküsünde bir hırçın deniz,
kaleden kopardığımız Che çiçekle aktıydı.
Aşk bulutuyla yağdıydı
hani.
Linçlere geldiydi(k) o
gün de.
Topyekün gittiydi(k) gezegeni sırtlanıp.
Tel örgülere astıydı(k) mektupları.
Yanılgıları sallandırdıydı(k) sonra bir sehpa kurup.
Yine de satmadıydı(k) aşkları.
Hani, bir tarih kuyusundan geçerken bugün de,
aynı hınçla sürgünlerdeydi o kent.
Hani en hassas, en kırılgan yerinden vurulduydu ozan.
İnadına sustuğumuz, inadına kustuğumuz,
inadına oyduğumuz bir
ölüm hazırlandıydı.
Dağıldığımız bir kara kasımdı hani.
Tıkandıydı yalnızlığı kalbinde.
Korkaklığın, alçaklığın,
puştluğun içinden geçtiydik sonra,
sessizliğe gömdüydük aynalarımızı ya da...
........................
EMİNE BAŞA